İKİ AYLIK TÜRKÇE GAZETE
DİL VE EĞİTİMİ DESTEKLEMEK İÇİN İNİSİYATİF
(Initiative zur Förderung von Sprache und Bildung e.V.)
ISSN 2194-2668


Die Gaste, SAYI: 42 / Temmuz-Aralık 2016

Angela Merkel ve
Türkiye




Jens THURAU, Deutsche Welle, 4 Kasım 2016


Merkel Altın Varaklı Koltukta
    Pazartesi günü (31 Ekim) Cumhuriyet gazetesinin yönetim kadrosu gözaltına alındığında Almanya'nın hükümet sözcüsü ‘kaygılandıklarını' söylemişti. Sözcü, basın özgürlüğünün ‘önemli bir kazanım' olduğunu dile getirmişti. Hepsi bu kadardı. Yeşiller Partisi'nin eş başkanı Cem Özdemir ise aynı sıralarda parti merkezi önünde yaptığı açıklamada, ‘Türkiye'de artık basın özgürlüğü olmadığını ve Türkiye'nin hiçbir zaman Avrupa Birliği'ne alınamayacağını' söylüyordu. Özdemir daha sonra da şunları söyledi. "İdam cezasını getirmek isteyen gitsin Kuzey Kore ile ya da istediğiyle birlik olsun. Ama Avrupa Birliği'ne giremez.” Cem Özdemir son derece açık konuşmuştu.
    Sözcü hükümeti adına Özdemir ise muhalefet adına konuşmuştu. Konumlarının farklı olduğu kuşku götürmez. Ancak Başbakan Angela Merkel de sonunda Almanya ve Avrupa Birliği'nin Türkiye'deki gelişmelere adını koymak gerektiğini idrak etmiş olacak ki, "Türkiye'de olup bitenler azami tehlike sinyali vermektedir ve son hadise de, zaten üzücü olan bu gelişmeye işaret etmektedir.”
     
    Uzun süren suskunluğun nedeni vardı
     
    ‘Üzücü'. ‘Fevkalade kaygı verici'. Almanya Başbakanından çoktandır böyle açık konuşması beklenmekteydi. Konuşmak için bu kadar beklemesinin iki nedeni vardı. Avrupa Birliği'nin mülteci politikası ve Türkiye ile Almanya arasındaki özel ilişkiler.
    Mülteci krizi: Mülteci meselesinde Başbakan Merkel kayıtsız şartsız Ankara'nın desteğine muhtaçtır. Avrupa'ya ayak basanların çoğunu barındıran Türkiye'nin Avrupa Birliği ile vardığı mutabakat Merkel açısından şimdiye kadar alternatifsizdi. Ama şimdi Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu vize muafiyeti başlatılmadığı takdirde mutabakatı yıl sonundan önce feshedeceklerini söylüyor. Avrupa Türkiye karşısında itibarsız duruma düşmek istemiyorsa vize mecburiyetini kaldıramaz. Başbakan Merkel gazetecilerle ilgili açık ifadeler kullandıysa, bu onun Ankara ile varılan mültecilerle ilgili riskli mutabakatın sürdürülebileceğine inanmadığını gösterir. Mülteci politikasının nasıl şekillendirilmesi gerektiğini ise kimse bilmiyor.
    Merkel'in uzun süre tereddüt etmesi Türkiye ile Almanya arasındaki çok özel ilişkilerle de ilgili olabilir. Almanya'da 4,5 milyon Türk asıllı ya da Türk pasaportlu yaşıyor. Türkiye'de dikta rejimi kurulması Almanya üzerinde, çok uzaklardaki bir ülkede darbe yapılmasından son derece farklı etki yaratır. Merkel bunu hiç unutmadı. Gelişmelere adını koymakta tereddüt etmesinin nedeni iki ülke arasındaki özel bağlar ise bu durum anlayışla karşılanabilir.
     
    Türkiye'nin Avrupa perspektifi mazide kaldı
     
    Ancak Almanya Başbakanı hiçbir zaman Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınmasını istemedi. Gerçekte Türkiye'ye duyulan güvensizliğin tarifinden başka bir anlamı olmayan ‘imtiyazlı ortaklık' formülü onun döneminde ortaya atıldı. Almanya ve diğer Avrupa ülkelerindeki muhafazakâr kanat Müslüman bir ülkenin Avrupa Birliği'ne alınmasını zaten aklından bile geçirmiyordu. Oysa daha önceki Türk hükümetleri döneminde böyle bir fırsat vardı. Görevdeki yönetimle ise böyle bir şey düşünülemez. Bunların hepsi mazide kaldı. Türkiye'deki gelişmeler karşısında Avrupa Birliği farklı düşünmek lüksüne sahip değildir. Dolayısıyla Almanya Hükümeti ile muhalefet partilerinin görüşleri benzeşmeye başlamıştır.
     
     

    10 Kasım günü Katar merkezli El-Cezire televizyonuna konuşan Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şöyle:
    "Bakın Türkiye'de şu anda 3 milyon mülteci var, bu mülteciler Avrupa'ya doğru gidebilir, yürüyebilir. Biz 3 milyon mülteciyi burada barındırırken, AB'nin Türkiye'ye destek vermesi lazım. Bu mülteciler Avrupa'ya bir yürürse Avrupa ne yapacağını şaşırır. Şu anda 100 tane, 500 tane mülteciyi alamıyor. Söz verildi, haziran ayı gibi 3 milyar avro destek verilecekti, ikinci bir 3 milyar avro verilecekti. Şu ana kadar verilen destek aklımda kaldığı kadarıyla 250-300 milyon avro, böyle bir durum var...
    Benim ülkemde böyle bir sorun var mı? Benim ülkemde böyle bir sorun yok; isteyen istediği gibi konuşuyor, inandığı gibi yaşıyor, istediği gibi giyiniyor, istediği gibi yiyor içiyor, bütün bunları yapıyor. Biz hiçbir şeye yasak getirmedik. Türkiye, yasakların olduğu bir ülke olmamıştır. Türkiye son yıllarda, son 14 yılı bir kenara koyuyorum, hiçbir dönemde bu kadar özgür, bu kadar huzurlu, bu kadar rahat bir dönemi yaşamamıştır.”